.


 

ELEKTRONLAR

15 Eylül 2008 – 11:08

Elektronlar

Yazar: Cavit Utku ——- Yayınlanma tarihi: 25/08/2008

http://ruhsalfenomenler.com/?sayfa=icerik&id=16&Elektronlar.html  ALINTIDIR

Gerçek Bilgi ve Elektronlerın Dünyası

elektronlarÖrnekleri sizlerden vererek konuya girmek istiyorum. On önceki varlık halinizi düşünün.Çekim alanınızın zayıfladığını hissediyorsunuz değil mi? Bir çok benliğin çekim alanından kurtulduğunuzu muhakkak hissediyorsunuz… Duygusal enerji alanından, entelektüel enerji alanına geçtiğinizi, daha geniş ve derin düşünebildiğinizi hissediyorsunuz değil mi?

Bütün eylemlerinizde daha  şuurlu,  daha kapsamlı hareket edebiliyorsunuz. Buradaki zaman kavramı, dünyanın kendi çevresinde ve güneşin çevresinde dönüşüyle elde edilmiş nisbi (göreli) zaman sistemiyle  ruhumuz senkronize olmuş, eşleşmiş.

Günleri, ayları, saatleri hissediyoruz. Üç ay diyoruz, iki  ay sonra yaz gelecek diyoruz. Ay başında  para alacağız diyoruz. Yani bende bir aylık, beş aylık zamana karşı bir mod oluşuyor. İki saat sonrasını da hissedebiliyorum.

Kozmik ölçekteki zamanlara geldiğin vakit, dünyanın yaşının 4- 5 Milyar olduğunu, ortalama olarak, yıldızların, güneşlerin ömrünün 150-200 milyar olduğunu görüyoruz. Her ne kadar sayısal bir şey ifade etmese de, bir yıldızın ömrü karşısında bizim durumumuz bir kelebeğin ömrü kadar bile değil.  

Bu saydıklarımı,uzun zamanlar,bir de zamanlar var. Atom altı parçacıklarda, saniyenin milyonda birinde, bir parçacık doğuyor ve ölüyor. Saniyenin milyarda birinde doğup ölen parçacıklar da var.

Zaman
Zaman, var oluşun sarkacı, salınımı dersem, biraz anlatabilirim. Varlığın evrim düzeyi ile orantılı olarak, madde içerisindeki tezahür frekansı. İşte buna zaman diyoruz… Normal olarak bir şeyi sinus eğrisi ile gösteriyoruz. Bir enerji salınımı, iki tane yarım dairenin asimetrik olarak yerleştirilmesi.

Evrende zamanı meydana getiren olgu, maddenin salınımı ile doğru orantılıdır. Zamanın varlık tarafından algılanması,yaşanması,hissedilmesi,varlığın zaman üzerindeki tahakkümü,hakimiyeti veya zamanın varlık üzerindeki hakimiyetidir.
İki yönlü olarak da düşünebiliriz. Önemli olan, varlığın zamanı bizatihi kendi öz benliğinde,ruhunda hissetmesidir. Tüm bunlar, maddenin  kullandığı, maddesel enerjinin yüksekliği ve alçaklığıyla orantılıdır.

Maddenin enerjisi yükseldikçe, teferruat, parçacık, fenomen sayısı  ve frekansı azalır. Madde topluluğu, maddenin örgütlenmiş yapısı, ne kadar yüksek bir enerjiye hakimse, orada frekans düşer. Orada salınım düşer. Maddenin enerjisini düşürmeye başladığınız zaman, bir derece düşürdüğünüz zaman, periyotları çok uzar.

Maddenin kendi yoğunlaşması demek… Bunu soru ile açmaya çalışalım! Hangi açıdan yoğunlaşması? Maddenin yoğunlaşması nedir? Maddenin Yaratıcıya en yakın  noktası budur. Hiçbir salınım yok…

Hiçlik.
Hiçlik, Kara deliklerin tekilliklerinin olduğu yer. Artık burada, elektron, proton, zaman, hiçbir şey yok.

Bir aşamada, bir sonrasında salınım başladığı anda, kelam olma, var olma da başlar. Ve bu aşağıya doğru indikçe, maddedeki ayrıntı, maddedeki formlar, maddedeki görüntüler başlar. Örneğin: Gezegenimiz 114 elementten oluşan  400- 500 Atom altı  parçacığın seyrettiği bir alan. Güneşe doğru gelirsek, onda pek öğle ayrıntı yok. Hidrojen ve Helyum var. Güneşin ömrü; 150- 200   milyar arası. Salınımları daha geniş. Bir sonrasında, Nötron yıldızına dönüşecek.

Nötron yıldızında, tek bir molekül, tek bir atom tipi var. Artık orada, fotonlar, elektronlar gibi elementler yok. Ayrıntı yok.

Şimdi neden  SİRİUS’ un  bir nötron yıldızı olduğunu  anlayabildiniz mi? Maddesinden bir çay kaşığı kadarını alırsak, bir milyon ton geliyor…

Çünkü orada teferruat bitmiştir. Orada Proton yoktur. Atom çekirdeği yoktur. Elektron yoktur. Orada, zamanın yönü yoktur… Zamanı onlar yönlendiriyorlar.  Maddeye hakimler.


Esiri- Kozal
Cevher
Güneş  
Nötron

Hiçlik  Kara deliğin uç noktası
Parçacık nedir?
Atom, Atomu meydana getiren nedir?
Proton, Nötron
Protonu oluşturan  Kuartzlar,
Kuartzları oluşturan, Miyonlar,
Yaklaşık Nötronu oluşturan parçacıklar, şimdiye kadar 400’ e yakın parçacık bulunmuş.Bunun çevresinde elektronlar, elektronları oluşturan  Pozitronlar,Pozitronu meydana getiren başka parçacıklar. Bunları her birinin kendine özgü frekansı var.

Bir şeyin frekansını arttırdığın zaman, orada parçacık da artacaktır. Malzeme sayısı artacaktır. Fenomen sayısı artacaktır. Gittikçe olayların sayısı artacaktır.

Yani, bir gezegeni madde olarak oluşturmak istiyorsan, küsur element oluşturmak zorundasın. Ne yapacaksın?  Yüksek enerjiyi düşüreceksin.

Güneş bir parça kopuyor, bir milyar , güneşin çevresinde soğumayı bekliyor. Önce, aynen güneşin sonu gibi parçalarını yakıyor, güneş doğuruyor. Güneş dişi, başka bir sistem tarafından dölleniyor. “Dogonlarda Sirius gizemi” kitabında bu bilgi vardır.

Sirius döllüyor.Kendi spirallerini gönderiyor ve güneş bir parça kopuyor. Güneş ana, bir buçuk iki milyar onu soğuruyor. Önce daha elementler,sonra atmosferin oluşması için  orada polarizasyon meydana geliyor. Gök taçları vurmaya başlıyor. Gök taşları çarptıkça, farklı kozmik radyasyonlar,enerjiler, toz bulutları oluşuyor ve çöküyor. Daha sonra suyun oluşması için, 50- 100  bin bekleniyor. İki, iki buçuk içerisinde, gezegenimizde atmosfer oluşarak, yaşanacak hale geliyor.

Bunların hepsini kim yapıyor? Bunu yapan varlıkları hangi düzeyde olmalılar ki; bu oluşumu başarabilsinler? Biraz önce yaptığımız nötron sınırında.

Zaman anlayışında bir konuya da açıklık getirelim. O sistemdeki 1,5 milyar , bizim zaman kavramımız. Belki onlar için bu, 15 dakikadır. Kur’an da söz edilen “Rabbinizin  katında beş dakika, şu kadar ınızdır” gibi. O ifade işte bunu anlatıyor. Bu bir hakikattir.

Devre sonu varlıkları olarak, artık işin tekniğini yakalamak ve üzerinde durmak zorundayız. Aynen dünyaya inerken  yaşadığımız unutma uygulamasında olduğu gibi, yukarıdaki  Melek anestezi yapmıyor. Sen şuuraltındaki yükleri kaldırırsan,veya, o zamanlar bilgim yeterli değildi, aslında bunlar yanlıştı deyip, kompitürdeki bilgilerini gerçeklerle değiştirebilirsen, meseleyi halleder, elektronlarını değişime uğratabilirsin.

İşte gerçek MEDİTASYON budur. Meditasyonda  beynin her iki yanı dengeleniyor. Beyin senkronize oluyor, en yüksek düzeyde bir uyum oluşuyor.

Elektron
Benlikler karanlıkta hareket etmek isterler ve öğledirler. elektronu bir projektör gibi düşünelim. Işık vurduğunda vurduğun da aydınlatır ve bu ayrı bir şuur uyanışıdır. Varlık, “ben ne yapıyorum der” der! Uyanmaya başlar. Benlikler negatif güçlerdir. Negatif güç karanlığın efendisi olarak tanımlanır. Fabrikaya gelen patron karşısında nasıl ki işçiler, mesai harici de olsa oturuşlarına, hareketlerine ederlerse; işte bu örnekte de, patron elektron, işçiler de Maddesel elektrondur.

Pozitifi de Kontrol Edebilmek
Kutuplu olan her hareket, benlikleri devreye sokar.Şuurlu davranışta huzur vardır. Pozitif benliklerde yenilmeyeceksin. Kendini her an denetimde tutacaksın.

Her elektron, her benlik, bağlı olduğu diğer elektronlarla alışveriş halindedir.
Benlikler kendi aralarında alışveriş halindedir.
Benlikler eşya ile alışveriş halindedir

Bu, sürekli tüketim fonksiyonuna bağlıdır.

elektronların tecrübeye gereksinimleri yoktur, onlar dünyada gerekli deneyimi yapmışlardır. Çok zengin ve çok fakir bir adamın yaşam karşısında aldıkları haz ve üzüntü aynıdır. Nötr olmak nasıl başarılacaktır? Nötr olmanın belirtileri nasıl olacaktır? Nötr hale gelmeye başlayan elektronda, eşya ile alışveriş en alt düzeye inmeye başlar ve iner. Yani; “Sebep-Sonuç” biter. Nötr kalmak nedir? Varlık bu düzeyde deneyime gerek kalmadan, mantal planda elektronlardaki enerjiyi dışarı alır. Çünkü Muktedirliğin tatbikatını yapmaya başlamıştır. Zaman enerjisini harcamadan, mantalda yüksek tecrübeler yaşamaya başlar. Bu noktada elektronlar benliklerin enerjisini şakralar aracılığıyla dışarı vermeye başlar. Bu düzeye gelen varlık, dışa enerji yansıtır içeri enerji almaz. Artık yalnız vericidir. Kutupsallık bitmiştir. Verme prosesi, her varlığın gelmesi gereken noktadır.

En büyük zenginlik nötr kalmaktır. Nötr kalmayı kaybettiğin an, aşağıdasın. Nötr olanda kutupsallık yoktur. Şuur dışarıya şakralarla ulaşır. Şakraların çalışması için tek şart; nötr kalmaktır. Bunun için de, imajinasyonu kontrol etmek şarttır. İmajında oluşturduğun her enerji mutlaka sana geri dönecektir.

 

Körün Eline
Meşaleyi Verirsen
Aydınlatıyorum Diye
Yakar
–Anonim–

Gönd.: Site Ekibi

 

ruhsalfenomenler.com 2008

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

KUANTUM

15 Eylül 2008 – 11:04

Kuantum

Yazar: Cavit Utku ——- Yayınlanma tarihi: 25/08/2008

http://ruhsalfenomenler.com/?sayfa=icerik&id=10&Kuantum.html ALINTI

kuantum Her şeyin temelinde enerji olduğu kavramında, Fizikçiler ve çiler olarak hemfikiriz; ancak, enerjileri fizik ve olarak ayırmaya kalktığımızda, kavram kargaşaları da beraberinde geliyor. Özetle; psişik dediğimiz fizik ötesi güçler, kolay kabul görmüyor. Çok kabiliyetli birisini ele alalım; bu kişinin yaratıcı gücü çok yüksek olsun. Demek ki o kişi, psişik gücü ile, mantal gücünü ortaklaşa kullanarak, birbirine senkronize ederek, özdeşleşerek bazı yaratıcı güçlerini uygulayabiliyor… Şu halde ortada bir sonuç varken, bu oluşumun nedenlerini araştırmak yerine, inkar etmek neden? 

Sonunda tüm yaşananlar bizim için yok olmaya mahkumdur. Çünkü onları terk edeceğiz. Bu ev, bu eşya nedir? Onlar, sen değer verdiğin için var.

Kuantum fiziğinde ne der? “Şu anda öteki oda benim için yok.” der. Sen evde yokken, bu ev yok. Sen varsan, ev de var… Üniversitede kuantum fiziği hakkında açıklama yapılacak, bir çok öğrenci ellerinde not defterleri merakla bekliyorlar. Kutunun içinde bir kedi vardır, Schöringer sorar; “kutuda ne var?” “Kedi var.” der öğrencinin biri. “Kafanı geri çek, şimdi ne var” der, Schöringer ve ekler “Sen aldanıyorsun, hiçbir şey yok.” der…

Bunun anlamı, varlığının, yani ın, tezahür ettirdiği, algıladığı için her şey var, aksi halde yoktur. Her ne kadar zor kabul göreceğini biliyorsak da, gene de bir noktayı belirtmeden geçmeyelim.

Eğer varlığı diye nitelendirdiğimiz oğlu, tezahür ettirmeyi bir çeksin, durdursun, her şey değişir, madde evreni biter…

Biz buna, varlığın imajinasyonu diyoruz. Her şey o istediği için var.
O niye istiyor?

Konunun bu yanı biraz kafaları karıştıracak durumda!

Evrensel yasalar böyle… Göklere çıkardığımız bilimimizin de bu gün için bir sınırı var. Bir yerden sonra bazı durumları kabullenmek zorundayız.

Kuantum fizikçilerinin atom altı parçacıklara indiklerinde nasıl kafaları karıştı! Laboratuar ortamında yaptıkları araştırmalarda, parçacıkların her an değiştiklerini gördükten sonra, şu soruyu sormak zorunda kaldılar:

“Bu parçacıklar gerçekten var mı? Yoksa biz mi imajımızda oluşturuyoruz?” Kusura bakmayın konuyu daha net açıklayabilmek için sivri bir örnek vermek zorundayım. Kuantum dalgaları bir parçacık üzerinde mekanik eylemlerde bulunmakta ve onun hareketlerini tıpkı okyanusun yüzeyinde salınmakta olan pinpon topunun denetlemesi gibi denetlemektedir.

Şöyle düşünelim: Sen burada oturuyorsun, yanından pişmiş bir tavuk geçiyor, o tavuğu hiç görmesen bile, vasıtasıyla senin beyninde yarattığı edim var: Kokusuyla anlıyorsun. , doğadaki en iyi iletişim, haberleşme araçlarından biridir. Bu kokuyu duyduğun anda, senin beyninde bir dalgalanma oluşuyor. Oluşan bu dalgalanma, otomatik olarak senin midendeki asit miktarını yükseltiyor. O tavuğa ulaşamasan bile, olanaklarına göre, “En azından kızarmış bir ekmek ile peynir yiyeyim.” diyorsun değil mi? Başka bir örnek:

Bir parkta otururken, yanından oldukça giyinmiş harika bir bayan geçiyor. O kadının etkisiyle neler oluyor? Bu sadece bir görsellik, dokunan bir tarafın yok.

olarak, görüntü olarak sadece bir et parçası geçerken, senin imajında bir kuantum dalgası oluşuyor.

Kuantum dalgası nedir?
Formelleşmemiş enerjidir. Maddeleşmemiş, form almamış, herhangi bir form haline gelmemiş, yani, yoğunlaşmamış enerji…

Ben o anda oradan geçen çok harika bir kadın görüyorum, o anda aracılığıyla benim bedenime giren, bana etki eden ne var?

Foton parçacığı, yani güneşin ona çarpıp, ondan bana gelişi ve o çarpışta otomatik olarak kundalini, orgon enerjisi harekete geçiyor.

Eğer buradaki kuantum taşıyıcı dalga ile, sendeki uyaran merkez arasındaki ilişkiyi düşündüğün zaman, oradaki bilgiyi anlamaya başlarsın. Taşıyıcı dalgaların ne kadar önemli olduğunu idrak edersin. Kuantum mekaniği, kuantum sistemi, taşıyıcı dalgaların, taşıyıcı enformasyonun göreceliği üzerinde çalışır, rölatifliği üzerinde çalışır, çünkü  fiziksel dalgalar sabittir ve odaklanmıştır. Taşıyıcı dalga odaklanmıştır ve tek noktadan gelir.

Şu sandalyeyi kaldırıp, yerine başka bir sandalyeye güzel bir bayan  oturtalım. Görmeden sadece bilsen bile, kuantum dalgası seni her tarafından saracaktır. Kuantum dalgasının merkeziyet özelliği yoktur.

Şöyle bir soru aklınıza gelebilir:
Bu kadından mı kaynaklanıyor, benden mi?
Burada bulunan herhangi bir kadının yaydığı kuantum dalgasının taşıyıcı frekansı, senin bütünün üzerinde etki ediyor, parçan üzerinde değil. Gelen elektrik enerjisi vücuda yansıyor, yani kadın bütünü etkiliyor.
Ben bir kadın olsam , bir erkeğe dokunsam bütünü etkilenecektir. Kuantum dalgaları etkileyecektir.
Varsayalım, şu önünde duran portakal, muz veya başka bir meyve olsun, ona sadece güzel olarak bakacaksın. O halde bütünü etkileme, bütünün arasında, bütünün taşıyıcılığı, bütünün kapsama alanı, dolayısıyla senin tümel varlığın üzerinde etki yaratan bir enerji var, bu yüzden bir dalgalanma oluşturuyor.

İşte burada, kuantum mekaniğinin, parçalı değil, bütünsel özelliği ortaya çıkıyor.
Hayatın bütünü içerisinde sen, karşındaki bir varlık üzerine enerjini yansıtırken, parça, parça değil, bütün halinde aktarıyorsun.

Bütün halinde onu obsede etmeye ( etki altına almaya ) kalktığın anda, o senin düşünce okyanusunun içinde hareket etmeye başlayacaktır. O zaman ona vermek istediğin bir enerji yardımını, bir sinyali alır, stresli ise rahatlar, dolayısıyla enerjin her şeyi kapsar.

İmajınızda bir fanus düşünün; o onun içindedir, o fanusun da sahibi sensin; yani yönlenmemiş. Kuantum mekaniği dalga ilkesinde, yön yoktur, zaman yoktur. Şu karşılaştırma kuantum mekaniği açısından iyi bir örnektir.

Normal bır lambayı, ampulü yakarsak, belli noktadan ışık gelir. Ama bir helojen lambada ışık bütüne gider. Holostik, holografiktir. Herhangi bir yön yoktur.
Örneğin; sana bir bıçak batırıldığı anda, acıyı o noktada hissedersin. Ama karşıt bir enerji, sinsi bir enerji, negatif bir enerji, yahut cinsel bir enerji dokunduğu anda, başka hissedersin…

Senin cinsinden olmayan birisi dokunsa, karşıt bir enerjidir, bedenini sarar.
Biz bazı enerjilerin esiriyiz dir. İnsan denen varlık, onların içinde yüzer.

SAMİMİYETSİZLİK VE ALIŞKANLIKLAR
İlahi sevgiden söz ederiz ama, henüz kendimizde beşeri sevginin çekirdeği dahi oluşmamıştır.

“Sevgi için ne yaptın?” diye kendimize bir soru sorsak ve kimlerin gönlünü kazandığımızı, bir anlatımla, rızasını aldığımızı bir kez düşünsek…

Allah rızası istiyorsun ama, kulların rızasını istemiyorsun.
İçimizle dışımızın bir olmayışı bizim en büyük sıkıntımızdır.
Sahte davranmaktansa; kişinin  kafasındakini uygulaması daha iyidir.
Samimiyetsizlik ın belini büken en büyük etkendir.

Tanrı’yla samimi bir diyalog kurmak çok zor bir iştir! Hep, bir istek olduğunda,  o kapıyı çalarız. Hiçbir şey istemeden onun var etmiş olduklarına hayranlığımızı ifade edemez miyiz?Çoğumuzun bildiği bir deyim vardır: “ Yaratılanı sev, Yaratan’dan ötürü”. Bunları biliyoruz da, uygulamaya gelince unutuyoruz nedense…

ALIŞKANLIKLAR
Alışkanlıkları üç ana temelde toplayabiliriz:
1-Fizyolojik alışkanlıklar
2-Psikolojik alışkanlıklar
3-Nevrotik alışkanlıklar

Öteki alışkanlıklar azmaya başlayınca  Nevrotik alışkanlıklar ortaya çıkar ve bizi tehdit etmeye başlar. , içki, uyuşturucu vb. gibi. Psikolojik alışkanlıklar  hislerimizi  tahrip eden alışkanlıklardır:

Yalan söylemek,
Sözünde durmamak,
İkiyüzlülük,

Bunlar zamanla bizi yönetmeye başlarlar, ancak bilgi uygulamasına başladığınızda, sorar analiz edersiniz :
“Bu alışkanlık neden oluştu?”
“Niteliği nedir?”
“Neden içiyorum? Denedim, bırakamıyorum. Tövbe ettim,yemin ettim,  gene başladım.”

Aslında bilginin şuurunda olsa, hemen bırakacak. Çünkü artık açığa çıkmış, deşifre olmuş bir casusu gibi, ya da  bir ajan ama ortaya çıkmış, hiçbir tarafın işine yaramaz .

O halde, biz alışkanlıklarımızı deşifre edemiyoruz.
Örneğin , yaşamın baskılarına karşı  bir reaksyon olarak kullanılır.
Bir de, sigarayı bırakanlar kilo aldım derler, iştahım açıldı derler.
Oysa, yerine başka bir şey koydu. Örnek olarak: Beyninde, bırakılınca, kilo alınır inancını oluşturdu ve sürede kilo aldı.

İYİ ALIŞKANLIKLAR
Müzik, Resim, Spor iyi alışkanlıklardır, fakat otomatik,veya robot gibi  bir yaşam içinde olmamak kaydıyla. Ne yaptığını bilen, şuurlu bir yaşam sürdürmek koşuluyla.

Öğrenmeyi de yeniden öğrenmek gerekir.
Okullarımızda öğrenmeyi öğretmiyorlar, öğrenilmesi gerekeni öğretiyorlar da, kendilerine göre oluyor; nasıl öğrenilecek, onu öğretmiyorlar.
Bizim en büyük eksiğimiz; okullarımızda yanımız, Şuuraltımız hakkında bilgi verilmemesidir.

Dini öğretilerde ise, kişilerin yalnız ölümden sonraki ceza korkusu ya da ödüllendirme umudu ile kendilerini tutabileceklerini düşünmek, insanlık adına hiç de övünülecek bir şey değildir.

Olsa, olsa, bu bir koşullanmadır. “Sen düşünme, ben senin yerine düşünüyorum.” demektir.

Duygulara hitap etmek, egoyu besler,vicdana hitap etmek gerekir. Vicdana hitap eden bilgiler ise, hazım ister.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

KARA DELİKLER

15 Eylül 2008 – 11:02

Kara Delikler

Yazar: Cavit Utku ——- Yayınlanma tarihi: 25/08/2008

   http://ruhsalfenomenler.com/?sayfa=icerik&id=21&Kara_Delikler.html     ALINTI

Kara Delikler ve Olay Ufku

kara deliklerKara Delik terimi ilk defa Princeton fizikçilerinden John Wheeler tarafından 1968′de yayımladığı “Evrenimiz, bilinenler ve bilinmeyenler” isimli makalede kullanılmıştır. Kara delikler çok olduklarından, çok büyük çekimsel alana da sahiptirler. Çekimsel kuvvet öyle büyüktür ki, ışık dahil hiçbir şey kara delikten kaçamaz.

Kütleleri büyük olan yıldızlar, termonükleer evrimlerinin sonlarına doğru kırmızı veya mavi süper devler haline gelir. Nükleer yakıtları tükendiğinde, süpernovalar halinde patlarlar. Patlamaların kalıntısı bir nötron yıldızı (pulsar) olabilir veya süpernova çekirdeğinin kütlesi Güneş kütlesinin yaklaşık üç katına ulaşıyorsa, bir kara delik olabilir. Kütlesi küçük olan yıldızlar ise bir gezegen bulutsusu oluşturarak gömleklerinin bir bünü yitirir. Bunlar, Dünya’nın boyutlarına yakın boyutlarda beyaz cüceler olarak evrimlerini tamamlarlar.

Kara deliklerin dinamiğini ve içlerindeki herşeyin dışarı çıkmasını nasıl engelleyebildiklerini anlayabilmek için Genel Görelelik kavramını anlamak gerekir. Genel görelelik (izafiyet) kuramının belirttiği maddenin kütlesiyle çevresindeki uzay-zamanın yapısını değişikliğe uğratmasıdır. Bu varsayım, hiçbir şeyin hatta ışığın bile, büyük kütleli bir gökcisiminin yakınında, düz çizgi halinde yer değiştiremeyeceği anlamına gelir.

Ebediyete kadar içinde kalma riskine girmeden, bir kara deliğin ne kadar yakınına yaklaşılabilinir? Bu cisimlerde geriye dönüşü olmayan noktaya olay ufku (event horizon) denir. Bu, kara delikle aynı merkezli küresel bir zarf olup, bu zarfın yarıçapına Schwarzchild yarıçapı denir.

Eğer bir kere olay ufku içine girilirse, geri dönüş yoktur. Uzay-zaman tekilliğinin yer aldığı ölü delik merkezine doğru çekilebilecektir. Saniyenin küçük bir kesri içinde oradaki sonsuz büyük çekimsel kuvvet tarafından toz haline getirilecektir.

Bir kara deliğin yakın çevresindeki uzay yollarını bozduğu görüldü. Einstein hükmüne göre, uzay zaman birbirine karışmış olduğundan böyle cisimlerin yakınında zamanın da sapmaya uğrayacağı sonucu ortaya çıkar. Bu nedenle bazı araştırmacılar kara deliklerin zaman makinesi gibi kullanılabileceğini ileri sürmektedirler.

Bir astronot kara deliğe doğru yola çıkmadan önce uzaygemisine büyük bir saat yerleştirilirse, dışarıdaki bir gözlemci, gemi çökmüş yıldızın yakınına yaklaştıkça, saatin gittikçe yavaşladığını fark edecektir. Aynı şekilde, gittikçe yavaş hareket ediyor gibi, olay ufkunun sınırına asla erişemeyecek gibi ükecektir. Sonunda şaşırtıcı bir durum meydana gelip, zaman durmuş gibi olacaktır.

Astronotun bakış açısına göre ise, gemideki saat her zamanki hızı ile tik taklarını sürdürecektir. Böylece astronot, karanlık cehennemin içine hızla dalmasını geciktirecek bir şansa sahip olmayacaktır. Hatta olay ufkunun içinden geçtiği anı bile fark etmeyecektir. Fakat ne k ki bu noktadan itibaren kara deliğin içine saplanmış olacaktır. Gemi aşağı doğru inerken pencereden dışarı bakan astronot her şeyin hızının arttığını görecektir. Bütün gelecek öyküsü ünün önünden bir anda akıp geçecektir. Fakat astronotun evrenin geri kalanı ile iletişimi kesilmiştir ve kendisini mutlak ölüm beklemektedir.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,